Sağlık Bilimleri Fakültesi’den Tıp ve Sağlık Eğitimi ve İnovasyon paneli

İÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin Bakırköy Kampüsü’ndeki Konferans Salonu’nda 5 Ekim 2015 tarihinde “Tıp ve Sağlık Eğitimi ve İnovasyon” konulu panel gerçekleştirildi. ABD Northwestern Üniversitesi yönetici ve akademisyenlerinin ağırlandığı panelde Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Diane Bronstein Wayne, Northwestern Üniversitesi İnovasyon ve Büyüme Birimi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Daniel Derman,  Northwestern Medikal Grup Kanser Bölümü Direktörü Prof. Dr. Jeffrey D. Wayne, Organ Transplantasyonu Kurucu Başkanı Prof. Dr. Michael Abecassis, Kadın Doğum Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Bulun ve ev sahibi olarak İÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Gerontoloji Bölüm Başkanı ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği Kurucu Şefi Prof. Dr. Ahmet Akgül bir araya geldi.

İÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Akgül yerli ve yabancı birçok yönetici, akademisyen ve öğrencilerin katıldığı panel hakkında yaptığı değerlendirmede, genel sağlık konularının medyada yaygın bir şekilde yer almasının ve internet üzerinden bilgi alışverişi yapılmasının toplumun bilgilendirilmesinde önemli rol oynadığını belirtti. Sürekli sağlık ve tıp eğitimi ile sağlık çalışanlarının bir yandan kendilerini geliştirirken, diğer yandan hastalarını doğru bilgilendirme imkânına kavuşmakta olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akgül, teknolojinin bu denli hızlı ilerlemesiyle birlikte eğitimin yapısının da değiştiğini söyledi. Tıp ve sağlık bilimlerinin temelini değişim ve yaratıcılık için yapılan atılımların oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akgül, son zamanlarda sağlık ve tıp alanındaki gelişmelerin sadece biyoloji, genetik, moleküler ve hücresel düzeyde değil, aynı zamanda teknolojik ve mühendislik bilimlerindeki ilerlemeler ile de kendisini göstermekte olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Akgül, hedeflerinin değişen sağlık ve tıp eğitiminin gelişebileceği alanlarla ilgili bir öngörü oluşturabilmek, öğrenci ve akademisyenlerimize yeni ufuklar açabilmek ve “rutin ve alışılagelmiş” düşüncelerin dışında, yaratıcı ve yenilikçi fikirler üretebilmelerine imkân sağlamak olduğunu söyledi.

Prof.Dr. Akgül, “Genel sağlık konularının medyada yaygın yer alması, internet üzerinden bilgi alışverişi, toplumun bilgilendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Sürekli sağlık ve tıp eğitimi ile sağlık çalışanları bir yandan kendilerini geliştirirken, diğer yandan hastalarını doğru bilgilendirme imkânına kavuşmaktadır. Teknolojinin bu denli hızlı ilerlemesiyle birlikte eğitimin yapısı değişmektedir.

Tıp ve sağlık bilimlerinin temelini değişim ve yaratıcılık için yapılan atılımlar oluşturmaktadır. Son zamanlarda sağlık ve tıp alanındaki gelişmeler sadece; biyoloji, genetik, moleküler ve hücresel düzeyde değil, aynı zamanda teknolojik ve mühendislik bilimlerindeki ilerlemeler ile de kendisini göstermektedir. İşte tüm bu bilim dallarının ortak ivmesi İNOVASYON’dur. Bu “ivme” artık alışılagelen sağlık ve tıp eğitiminin de değişimine neden olmuş, “yaratıcılık” ve “buluş” tüm eğitimin odak noktası haline gelmiştir.

Sağlık sektörünün en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar çalışanların her an yapmak zorunda oldukları konuların başında “karar vermek ve uygulamak” süreci vardır. Halbuki birçok meslek dalında karar verme yetkisi sadece en üst düzey yöneticiler için söz konusudur. Sağlık çalışanları ise eğitime başladıkları andan itibaren çoğu zaman etki ve sonuçlarına katlanarak karar verme durumundadırlar. Bu ise her hastanın özgün olarak değerlendirilmesini ve fikir üretmeyi gerektirir. Yenileşmede ise en zor olan fikir üretme aşamasıdır. Sağlık çalışanları çözüm bekleyen sorunların farkındadırlar ve bunların giderilmesi için gerekli bilgi ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ederler.

Günümüz dünyasında “rutin” kavramı yoktur, günümüze ve geleceğimize yön veren Yaratıcı Fikirler ve İnovasyon Eğitimidir. “Daha önce böyle yapıyorduk” yerine, “farklı olarak ne yapabilirim” düşüncesi hayatın kendisi olmuştur. Kısacası “rutin eğitim ile  yaşamak, fikirsel olarak ölmektir”.

Bu düşüncelerle, sürekli “karar verici” olarak çalışmak durumunda olan sağlık mensuplarımıza ve geleceğin akademisyen ve yöneticilerine, doğru kararı nasıl vereceği ve hem değişen sağlık eğitimi hem de eğitimin sürekliliği açısından sağlık yöneticileri, sağlık çalışanları, akademisyenler ve öğrencileri aynı platformda buluşturan bu paneli organize ettik. Dünyanın en önde gelen üniversitenin yönetici ve kurucu konumundaki akdemisyenleri fakültemize davet ederek  İnovasyon ve değişen sağlık eğitiminin son zamanlardaki gelişmeleri tartışmak istedik. Buradaki hedefimiz, değişen sağlık ve tıp eğitiminin gelişebileceği alanlarla ilgili bir öngörü oluşturabilmek, öğrenci ve akademisyenlerimize yeni ufuklar açabilmek ve “rutin ve alışılagelmiş” düşüncelerin dışında, yaratıcı ve yenilikçi fikirler üretebilmelerine imkan sağlamaktır.

Açılışımıza ve panelimize yalnızca Sağlık ve Tıp Eğitimi değil, evrensel ve yaratıcı eğitim ile ilgilenen ayrıca kanser, organ nakli, kadın hastalıkları ve doğum ile ilgili dünyadaki en son gelişmeler tartışıldı.

Kalp ve damar cerrahisinde inovatif yani yaratıcı düşünce konularından biri de Robot ile Kalp Ameliyatı yapılmasıdır.

” Robotik cerrahi; cerrahi alanındaki son senelerdeki en çarpıcı teknik gelişmelerden birisi olmuştur. 2000 yılında FDA tarafından da onaylanan robotik cerrahi, 14 yıl sonra bile hala kullanımı ile ilgili olarak soru işaretleri taşımaya devam etmektedir. Bugüne kadar halen tek üretici durumda olan Intuitive da Vinci ile ilgili olarak 10 değişik sürüm sunulmuştur. Şu ana değin 1.500.000 ameliyat gerçekleştirilmiştir.

Bu alanda bir devrim gözlemliyor olabilir miyiz? Robotik cerrahi ile yapılamayan ameliyat kalmamış durumda.  Laparoskopik cerrahi başlangıçta çok eleştiri almasına rağmen cerrahi uygulamada çok büyük bir değişime hızla neden olmuştur, tıp alanında hiç bir şey laparoskopik cerrahi kadar hızla kullanıma girmemiş ve yaygınlaşmamıştır.

Laparoskopik cerrahinin öğrenme eğrisi, eğitim, yetkilendirme, güvenlik gibi pek çok ögesi çok da tartışılmadan kullanıma sokulmuş ve hemen her cerrah bu yöntemi uygulamıştır. Etki hızla dünyaya yayılmış ve laparoskopik cerrahi öğrenilirken ilerlemiş bir yöntemdir. Cerrahideki bu uygulamaların tabiatı gereği bu tür bir etki doğurması beklenebilir ama yadırganması ve üzerinde durulması gereken konu cerrahın öğrenim eğrisi sürecindeki yaşamış olduğu komplikasyon pikleridir.

Deneyim ve bilgi birikimi arttıkça bu yönde önlemler alınmış ve gerekli tavır oluşturulmuştur.

Robotik cerrahi ile haşır neşir birisi olarak belirtmemiz gerekir ki da Vinci sistemi her impulsun kaydedildiği ve denetimin en üst düzeyde yapılabileceği kompleks bir bilgi sistemine sahiptir. Eğitimi ve sertifikasyonu standarttır. Öğrenim eğrisi ve pek çok işlemde komplikasyon pikleri ortaya konmuştur. Sistem pahalı olduğu için laparoskopi kadar liberal olarak yaygınlaşmamış ve bu nedenle de cerrahi uygulayanların yaptıkları daha göz önünde kalabilmiştir. Sistemin kendine özgü avantajları anatomiyi daha derin ve detaylı kavramamıza ve detaylı olarak anlaşılan anatomide daha detaylı ve hassas teknikleri uygulayabilmemize olanak sağlamıştır. Robotik cerrahinin daha detaylı eğitim sistemi, içinde bulunduğumuz çağın cerrahi eğitim sistemi modeli olabilir.

Robotik cerrahi günümüzde en çok tartışılan cerrahi teknik uygulama konularından belki de en başta gelenidir. Aleyhine olan sorular şu şekilde özetlenebilir: Pahalıdır.

İddia edildiği gibi gerçekten daha mı az komlikasyon vaad ediyor? Saldırgan pazarlama taktiklerinden mi etkileniyoruz ? Bilinen odur ki teknolojik oyuncaklar cezbedicidir. Robotu olmayan hastanenin pazarlamada geri kalma korkusunun da çok baskın olduğunu biliyoruz, çünkü robot çok uç bir teknolojik gelişmeyi temsil etmekte ve hastaneye lig atlatmaktadır.

Bilindiği gibi sistemin tekrar kullanılabilir olan aletlerinin kullanım sayıları bir hayli düşük olup firmanın söylediğine göre güvenlik nedeniyle belli bir sayıdan daha fazla kullanılamamaktadır. Sterilizasyon aşamasında çok yüksek ısılara defalarca maruz bırakılma, kuvvetli deterjan özellikli sterilizasyon sıvılarının oluşturduğu korozyonlar nedeniyle, firma defalarca kullanımı güvenlik nedeniyle uygun bulmamaktadır.

Hem yüksek ısıda ve ciddi kimyasal maddelerle karşı karıya kalacak hem de defalarrca çok çok hassas biçimde kullanılabilecek bir uç alet geliştirmek ve bunu da fabrikasyon yapıp ucuz olarak kullanıma sokulmasını beklemek sanayi ve endüstrinin dinamik ve çalışma prensipleri göz önüne alındığında henüz bir alet ile 100 ameliyat yapılması mümkün görünmemektedir.

Diğer taraftan tıpta ilerlemeler böyle olmaktadır. İlerlemeye karşı durulması doğru da değildir, karşı da durulamaz. Bilim aklını durdurmaya kalkmak ancak akıl dışı mantıkla olabilir. Uzay bilimin gelişmesinde de aynı süreç yaşanmıştır. Başlangıçta beklentileri pek de karşılayamayan buluşlar teknolojik ilerlemelerle daha kullanışlı hale gelmiş ve istenen verim alınabilmiştir.

Bir de nötr sorular vardır. Gerçekten, bu teknik olarak sağlanmış olan kolaylık, hastaların yararına mı oluyor?

Sağlık sektöründe asimetrik bir bilgilenim farkı vardır; yani hizmeti sunan hekim ile hasta arasındaki bilgi farkı çok büyüktür. Bu nedenle endüstrinin açık yada örtülü reklam promosyonlarına bağlı olarak hastalar bu durumdan etkilenirler ve robotik cerrahiyi daha fazla isteyebilirler.

Robotik prostatektomi için çok fazla tartışma yoktur. Robot kullanımın prostatektomide artık altın standart olma yolunda olduğu bilim çevrelerinde de kabul edilmektedir. Hem çalışmalar hem de uzman görüşleri ve deneyimler bu konuda tartşmaya gerek olmadığını ortaya koymaktadır. Yine üroloji alanında diğer bir örnek de, radikal sistektomide robotik cerrahi ile açık cerrahinin komplikasyon oranı, hastanede kalış süresi onkolojik sağaltım gibi parametreler açısından farklı değildir.

Üstelik robotik cerrahide daha fazladır. Durum böyle olunca radikal sistektomide altın standarttan vazgeçmeye gerek var mıdır? Diğer taraftan robotik cerrahi sisteminin sağlamış olduğu detaylı ve üç boyutlu görüntülerle anatominin daha iyi görüldüğü ve şimdiye kadar yapılamayan pek çok detaylı diseksiyonun sistemin sağladığı hassas uç aletlerle yapılabildiği ve bunun cerrahi anlayışta ve teknikte bir devrimin başlangıcı olacağını ileri sürenler de bulunmaktadır.

Günümüzde hastaneler artan rekabet sorunu nedeniyle, robotik sisteme hasta çekmek amacıyla sahip olmayı istemektedirler. Robota sahip olmayan hastaneler çağın gerisinde kalmış olmak hissini yaşamamak için robotik sisteme sahip olmak istemektedirler. Günümüz piyasalaşmış sağlık hizmeti de hastane yönetimlerinin üzerindeki baskıyı olabildiğince artırmaktadır.

Hasta bulamayan hastaneler daha az performans geliri elde etmekte olup, bu durum hem hekimler hem de hastalar üzerinde olumsuz bir etkiye neden olmaktadır. Bu olumsuz etki hastanelerin hem hekimlerini hem de hastalarını kaybetme riskini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle hastaneler robot sahibi olmayı daha uzun süreler boyunca istemekten vazgeçmeyeceklerdir.

Üç boyutlu görme teknolojisi, tremorun teknik olarak handikap olmaktan çıkarılması, cerrahi alatelerin 7 boyutlu yönlendirilebilme özgürlüğünün bulunması gerçekten de sezgisel olarak robotik cerrahi tekniğin avantajlarıdır. Bu teknik avantajlar ile cerrah kamera kontrolünün kendinde olması ve mükemmel üçgeni oluşturmakta rahattır. Minimal invaziv cerrahi bu teknik ile hasta ve cerrah için konforlu olmaktadır.

Laparoskopide görüntünün 2 boyutlu olması, tremorun handikap olması ve açılanabilir alet özgürlüğünün 4 açılı olması teknik olarak karşılaştığımız zorluklardır.

Robotik cerrahinin; cerrahın daha kesin ve keskin isabeti, lezyonlara müdahalede navigasyon ve görüntüleme ürünlerinin entegrasyonu ile ileride daha mikroskobik ölçülere müdahale edebilme şansı verebilecek bir teknoloji olduğu düşünülmektedir. Dokunma duyusu robotik sisteme tanıtılabilirse ileride geniş cerrahilerde cerrahın dokunma duyusu ile son kararın verilmesi sağlanabilir ya da cerrahlar bu eksikliği karşılayacak başka teknikler geliştireceklerdir.

Robot ve gelecek açısından; temel olarak robot üç parçada incelenebilir. Yapay sensörler, bilgisayar ve hareketli parçalar.

Yapay sensörler konusunda yapılan çalışmalar; konfokal mikroskop, ultrason, boyalar, dokuları ve kanserli dokuyu ayırt etmek için otoflorans (ör: meme kanseri sınırlarını gösteren silica-gold nanopartiküller).

Bilgisayar: İleti hızının yükselmesi (1/200 msn), simülatörlerin cerrahın çalışması sırasında hareketleri yapay zeka yardımı ile öğrenebilmesi çalışmaları yapılmaktadır.

Hareketli parçalar: Gelecekte yeni nesil robot teknolojilerinin, katı ve katı karşıtı madde biçimlerinde bulunabilen, organların arasında yumuşayarak geçebilen ve cerrahi müdahale sırasında gerekli sertliği kazanabilme özelliği olan alet takımılarının kombinasyonu şeklinde olabileceği düşünülmüş ve kuruluşlar tarafından yeni alet çalışmları yapılmaktadır.

Evet, çok değil sadece 50 sene öncesine bir an gidip tıptaki günümüzde gelinen noktayı ve yaptıklarımızı hayal edebilirsek gelişmenin ne denli devasa bir durumda olduğunu görebiliriz. Bir elli sene sonrasını ise hayal bile etmek çok güçtür.”

Tören Dekan Prof.Dr. Ahmet AKGÜL’ün Prof. Dr. Diane Bronstein Wayne, Prof. Dr. Daniel Derman, Prof. Dr. Jeffrey D. Wayne, Prof. Dr. Michael Abecassis, Prof. Dr. Serdar Bulun’a plaketlerini takdim etmesiyle sona ermiştir.

Plaket Töreni ve  Dekan Prof.Dr. Ahmet AKGÜL’ün kapanış konuşması

 

Bu kaydı paylaş

İstanbul Üniversitesi © 2017 All Rights Reserved

Visit Us On TwitterVisit Us On FacebookVisit Us On Youtube